BÖLÜM 1-KIRILMA ANI
Okulun arka bahçesindeki o eski, dökülen duvarın dibi, bizim tek sığınağımızdı. Ama o gün, orası bile bizi korumaya yetmedi. Gökyüzü, sanki dev bir cam parçasıymış gibi büyük bir gürültüyle çatladı. Önce mavi renk silindi, yerine evrenin derinliklerinden gelen o mor ve altın sarısı ışıklar doluştu. Hepimiz donup kalmıştık.
Bulut, her zamanki o fevri tavrıyla ceketinin içinden hançerinin kabzasını sıktı; parmakları öfkeden beyazlamıştı. "Bu da neyin nesi?" diye kükredi, sesi korkuyla karışık bir meydan okumaydı. "Yine hangi oyunun içindeyiz?"
"Sus, Bulut!" Ahmet, yedi kardeşin en büyüğü olmanın o ağır sorumluluğuyla öne atıldı. Sesi otoriter olsa da, sırtındaki o tarif edilemez acı yüzünden dişlerini sıkıyordu. "Dikkat çekme."
Efe, ikizi Bulut’un omzuna tutunmaya çalışıyordu. Panik atak, göğsüne bir mengene gibi çökmüştü; nefes alışverişi hızlandı, gözleri kararmaya başladı. "Gidiyor... gökyüzü parçalanıyor," diye fısıldadı, sesi titriyordu.
Emir ise duvarın köşesine büzülmüş, dizlerini karnına çekmişti. Klostrofobisi, açık havada bile onu boğuyordu. "Buradan çıkalım," diye inledi. "Etraf daralıyor, duvarlar üstüme geliyor!"
Can, Cem ve Eymen birbirlerine sokulmuş, çaresizce Ahmet’e bakıyorlardı. Ahmet, sırtındaki o sızlamanın artık bir ateşe dönüştüğünü hissetti. Arkasındaki yedi parçalı gezegen vizyonu yavaşça solarken, sadece kardeşlerinin değil, tüm evrenin kaderinin o an kendi omuzlarına yıkıldığını anladı.
"Okula giriyoruz," dedi Ahmet, sesi bu sefer titremiyordu. "Bu yaşadığımız şeyin bir açıklaması olmalı ve bunu sadece içeride bulabiliriz. Dağılmak yok, anlaşıldı mı?"
Bulut, hançerini hafifçe gevşetti ama gözlerindeki o tehlikeli parıltı sönmedi. "Pekala, abi," dedi alaycı bir tonla. "Bakalım bu kader denen şey bizi nasıl bir cehenneme sürükleyecek."
Okul binasına doğru yürürken, sanki okulun duvarları biz yaklaştıkça daha da ağırlaşıyordu. Koridorlar her zamankinden daha uzun, daha dar görünüyordu. Emir, nefes darlığıyla boğuşarak başını çevirdiğinde, sınıfların kapılarının arkasındaki boşluğun artık bizim dünyamıza ait olmadığını fark etti.
"Ahmet," dedi Can, sesi titreyerek. "Burası artık bizim okulumuz değil."
Ahmet durdu. Koridorun sonunda, müdürün odasının kapısı sanki bir girdap gibi dönüyordu. Herkesin kaderi, o odanın içinde bizi bekliyordu.